02/08/2014

Ateşle Sınanmış Tarihten Önemli Bir Sayfa: 30 Temmuz

30 Temmuz 1979, PKK’nin kuruluşunun resmen ilan edildiği gün olarak tarihe geçer. Ancak sıradan bir partinin sıradan ilan edilişi değildir söz konusu olan.

 

 

 

 

Rêzan Çıyayî

30 Temmuz 1979, PKK’nin (PARTIYA KARKERÊN KURDISTAN) kuruluşunun resmen ilan edildiği gün olarak tarihe geçer. Ancak sıradan bir partinin sıradan ilan edilişi değildir söz konusu olan. Partinin kurulduğu ülke Kürdistan ve adına devrim mücadelesine kalkıştığı Kürt Halkı da sıradan değildir.
Peki, nedir bu ülkeyi, halkı ve adına mücadele etmek için kurulan partiyi ve onun resmen ilan edilişini sıradanlıktan çıkaran olgu ya da olgular? Giriş iddialı olunca, bu soruların sorulması da kaçınılmazdır. Bu soruları yanıtlamak da kuşkusuz bize düşüyor. Soruları çoğaltarak devam etmekte yarar var. Partinin adında geçen Kürdistan neresidir? Kürtler kimdir?
Kürdistan, tüm tarihi araştırmaların, özellikle de arkeolojik ve antropolojik araştırmaların da kanıtladığı gibi Yukarı Mezopotamya’nın tam göbeğinde, yüksek dağlarla tarıma elverişli verimli ovaların, akarsuların iç içe olduğu, insan topluluklarının beslenme, barınma ve neslini sürdürmesi için son derece elverişli olan bir coğrafyadır. İnsan topluluklarının yeryüzüne yayılmasında bir ara istasyon görevi gören, insanın toplumsallaşmasının beşiği olduğu da arkeolojik bulgularla kanıtlanmaktadır.
Kürtler ise bu verimli coğrafyanın ilk yerleşik halkı, uygarlıktan önce on binlerce yıllık doğal toplum yaşamının gerçekleştiricisi olan halk topluluğudur. İnsanın insan tarafından sömürülmesinin bilinmediği, doğa ile insanın uyum içinde yaşadığı, insanın doğayı ana olarak kabul ettiği ve bu nedenle de son derece saygılı davrandığı yeryüzü cennetinin yaratıcı halkıdır Kürtler.
Bu güzelim coğrafya ve on binlerce yıldır üzerinde yaşamlarını sürdüren, tüm ilklerin mucidi sayılan Kürt halkı ve ülkesi Kürdistan, zenginlikleri nedeniyle analık ettikleri uygarlık güçlerini tarafından sürekli istila, işgal ve sömürgecilik altında tutulmaya çalışılmıştır. Arabistan’ın kuş uçmaz kervan geçmez çöllerinden Anadolu bozkırlarına, Romalılara kadar imparatorluk kuran her egemen güç ilk olarak bu cennet coğrafyayı ele geçirmeye yeltenmiştir. İlki 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması olmak üzere birçok antlaşmalarla dört parçaya bölünmüş ve bu parçalama da Kahire Konferansı ve Lozan antlaşmalarıyla uluslararası güvence altına alınmıştı.
Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkıntıları üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, özellikle de 1924’lerden sonra Kürdistan ve Kürtler Türk uluslaşmasının yayılma alanı olarak kabul ederek tam bir kültürel soykırım kıskacına alarak yok etmeye çalışmıştır. Asimilasyon, kültürel ve ekonomik soykırımın yanı sıra fiziki katliamlarla bunu gerçekleştirmek için elinden geleni ardına koymamıştır. 20.yy’ın ikinci yarısına gelindiğinde Kürtler bir ulusal yok oluş süreci yaşar duruma düşürülmüşlerdi.
1970’li yılların başlarında ÖNDER APO etrafında kümelenen bir grup arkadaş, bu ulusal yok oluş sürecini durdurarak ulusal varoluşa evirmek için Kürdistan Devrimcileri adıyla ilk ideolojik grubu oluşturdular. İçlerinde Haki KARER, Kemal PİR, M. Hayri DURMUŞ, Mazlum DOĞAN gibi yoldaşların da yer aldıkları bu grup, ideolojiyi Kürdistan’a taşırmak için ilk harekete geçenlerdi. Sömürgeci faşist TC rejimi bu gelişmeyi geleceği için ciddi tehlike olarak değerlendirerek gruba yöneldi. İlk olarak Dersim’de bir başka sol grup görünümü altında 8 Mart 1977’de Aydın GÜL yoldaşı katletti. Kısa bir süre sonra 18 Mayıs 1977’de kendilerine “Stêrka Sor” adını takan ve öncülüğünü Alaattin Kapan isimli ajan provokatörün oluşturduğu grup komplo ile Haki KARER yoldaşı katletti. 19 Mayıs 1978’de ise Hilvan’da, Haki KARER yoldaşın şehadet yıldönümünde, polis ve MHP’li faşistlerle işbirliği içindeki Süleymanlar, polisle ortak gerçekleştirdikleri bir saldırıda Halil ÇAVGUN yoldaşı katletmişlerdi.
APOCULAR olarak tanınan Kürdistan Devrimcileri, tüm bu saldırılara karşı kararlıca direnmiş ve ÖNDER APO öncülüğünde partileşme süreciyle karşılık vermişti. 27 Kasım 1978 günü kuruluş kongresiyle PARTİYA KARKERÊN KURDÎSTAN-PKK resmen kurulmuştu. Sömürgeci faşist TC rejiminin, ayakları üzerinde duracak kadar örgütlenmesini geliştirmesini sağlama almak amacıyla partinin kuruluşu gizli tutulmaktaydı. Partinin kuruluşu şehitlerin anılarına ve davaya bağlılığın gereği olarak atılmış önemli bir adımdı. Yok edilmeye çalışılan Kürt halkı adına, işbirlikçi hain Kürt egemen sınıflarından değil de, yoksul Kürt halkı içinden çıkan ve onu temel güç kaynağı olarak gören insanlar tarafından PKK’nin kuruluşu bir ilkti. Daha önce KDP’ler, irili ufaklı birçok grup ve parti kurulmuştu. Ancak bunların hemen hepsi egemen sınıfların evlatları tarafından kurulmuş, halkın özgürlük ve demokrasi taleplerini gerçekleştirecek çağdaş ideoloji, program, strateji ve taktik hattan yoksun, reformist örgütlenmelerdi. Kürdistan proletaryası adına ilk kez bir partinin kuruluşu, reel sosyalizmin dünyanın üçte birinde etkili olduğu dönemin koşullarına denk düşen bir örgütlenmeydi. Bu yüzden de başta öğrenci gençlik olmak üzere Kürt halkının umudu haline gelmişti. Özellikle de ÖNDER APO ve yoldaşlarının halkın ahlakına, geleneklerine saygılı, düşmana ve ihanete karşı radikal söz ve eylemleri ile halkın sevgi ve saygısını kazanmakta gecikmemişlerdi. 1979 gelindiğinde hareket hızla kitleselleşmişti.
Süleymanlar adlı eşkıya çetesi teslim alınmış, Hilvan halkı kendi kendisini yönetir hale gelmişti. Bu durum ise en az sömürgeciler kadar yerel işbirlikçi, hain Kürt egemenlerini de ürkütüyordu. Daha 1978 Nisan ayında, Türk Ordusunun Genelkurmay Başkanlığını temsilen bir kurmay Albayın başkanlığında Urfa merkeze bağlı bir köyde, tüm önemli Kürt aşiret liderlerinin katıldıkları bir toplantı yapılmıştı. Bu toplantıda kurmay albay özetle, “APOCULAR adlı grup oldukça tehlikeli olmaya başladı. Devlet için bunlar karınca gibidir. Devlet ise fildir. Fil karıncayı ezmek için harekete geçerse, yalnızca karınca zarar görmez. Çevredeki herkes ve her şey zarar görür. Biz bunu yapmak istemiyoruz. Bunlar sizin içinizden çıktılar. Bunları elbirliğiyle siz halletmelisiniz. Devletten silah, yasal koruma vb. ne isterseniz size verilecek. Bunları siz temizlerseniz siz de rahat edersiniz, devlet de.” diye uzun bir konuşma yapıyor. İşbirlikçi hainler de kendilerini temsilen Mehmet Celal Bucak’ın ağzından devletin isteğini yerine getireceklerini dile getiriyorlar. Ve böylece aralarında bir işbölümü yaparak harekete geçiyorlar. Halil ÇAVGUN yoldaşın katledilmesi ve katillerinin serbestçe faaliyetlerine devam etmeleri de bu toplantı kararlarının uygulamaya konulduğunu göstermekteydi.
Haki KARER yoldaşın şehadetine kadar silahlı eylemi olmayan ve buna yönelmeyen grup, varlığını korumak için devrimci şiddet temelinde öz savunmasını geliştirir. Haki yoldaşın katili, yaklaşık 8 ay sonra İskenderun’da cezalandırılır. Alaattin Kapan’ın cezalandırılmasının hemen ardından Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu köşesinde, Alaattin Kapan’ın 1977 1 Mayıs’ta Taksim katliamının da faili bir kontrgerilla olduğunu açıkça ve belgelere dayalı olarak açıkladı. Halil ÇAVGUN yoldaşın katilleri ise, Hilvan’da terör estiren, halkın malına, ırzına ve hatta canına kıyan bir kontrgerilla örgütlenmesiydi. Hilvan gençliğini de örgütleyerek bu eşkıya güruhuna karşı geliştirilen mücadelede APOCULAR önemli mevziler kazandılar. Hem hareketin kendine, hem de halkın harekete güveni gelişti. Meşru savunma anlamında önemli bir deneyim ve kazanımdı. Hilvan belediye başkanı belediye hoparlöründen ihanetini itiraf ederek halka özeleştiri verdikten sonra istifa etti. Silahlarına el konuldu. Halkın kendi özyönetimini geliştirmesi, bir yıl sonraki yerel seçimlerde belediye başkanlığı ve belediye meclisinin halkın adayları tarafından kazanılmasını beraberinde getirmişti. Bugün çokça tartışılan KCK ya da demokratik özerklik daha o zaman uygulanmaya başlandı. Bugün de ders alınacak önemli bir deneyim olarak değerlendirilmelidir.
1979’a gelindiğinde, artık yalnızca yerel işbirlikçi hain kesimlerle hareketin engellenemeyeceği açıkça anlaşılmıştı. Mahir, Deniz, Kaypakkaya’nın şehadetlerinin ardından devletin gizli ellerinin yoğun çabaları ve 12 Mart yenilgisinin ağı psikolojisi altında hızla bölünen Türkiyeli devrimci grupların bazıları ne yazık ki devletin kontrolüne girmiş ve onun yönlendirmesiyle Kürdistan Özgürlük Mücadelesine karşı saldırı içine girmişlerdi. Buna bazı Kürt grupları dâhildi. Ayrıca, devletin polisi, ordusu, istihbaratı ve kontrgerillası da bu saldırı furyasının hem başını çekiyor, hem de yönlendiriyordu. Kitlesel tutuklamalar, sokak ortasında infaz etmeler almış başını gidiyordu. Öyle ki hareketin tüm kadroları sokak çatışmalarının içine çekilerek tasfiye edilmeye çalışılıyorlardı.
Tam da böylesine ağır bir süreçte, Mayıs 1979’da Elazığ Operasyonunda Şahin Dönmez de yakalananlar arasındaydı. Şahin Dönmez PKK-MK üyesiydi. Yakalandığında hiç direnmeden çözülmüş, teslim olmuş ve ihanet etmişti. İhaneti o dereceye vardırmıştı ki, “Abdullah Öcalan’ın yerini biliyorum, acele ederseniz O’nu da yakalayabilirsiniz!” diyerek düşmanın polisini ta Amed’e kadar getirmişti. ÖNDER APO’nun tedbirleri sonucunda bu ihanet amacına ulaşmamıştı. Sömürgeci faşist Türk Devleti ilk kez PKK’nin kuruluşu hakkında bilgi edinmiş ve adeta şoke olmuştu. Bölgelerden il, ilçe komitelerine kadar hepsini deşifre etmiş, arkadaşların isimlerini düşmana vermişti. Parti uzun bir süre buralarda ortaya çıkması muhtemel tahribatları önlemekle meşgul olmuştu.
Partinin kuruluşu açığa çıktıktan sonra, artık daha fazla gizli tutmanın bir anlamı kalmamıştı. Zaten başlangıçta gizli tutmanın temel nedeni belli bir süre örgütlenme çalışmalarının geliştirilmesi ve tamamlanmasına dönük bir önlemdi. Bu durumda resmen ilan etmek hem halka güç ve moral verecek, hem de kitlelere mal olması hedefine uygun bir tutum olacaktı. Kürdistan gibi dört parçaya bölünmüş bir ülkede, ilk kez halkın bağrından çıkmış bir grup insanın büyük bedeller ödeyerek kurdukları partinin ilanı da bu niteliklere denk olmalıydı.
Bu konuda belli ön hazırlıklar vardı denilebilir. Kürdistan’da gelişen tüm isyanlar esas olarak iç ihanet sonucunda yenilgiye uğramıştı. Bizim ilk şehitlerimiz de yine ihanet sonucu toprağa düşmüşlerdi. Sömürgeciliğin sosyal dayanağı olmadan uzun süreli tutunamazdı. Sömürgeciliğin ülkemizdeki sosyal dayanağı işbirlikçilik ve ihanetti. O halde öncelikle bu zeminin kurutulması gerekiyordu. Hilvan’da, Siverek’te, Mardin’de, Batman’da hep işbirlikçi ihanet davaya en büyük zararı veriyor, adeta sömürgeciliğe kalkan oluyordu. Bu kalkan parçalanmadan düşmana ulaşmak, darbelemek zor olacaktı. Bu çerçevede hedef belirlenmiş oluyordu.
Kuzey Kürdistan’da en büyük eşkıya çetesine sahip, halkımız üzerinde sömürgecilikten daha büyük bir baskı uygulayan, beyaz kadın ticaretinden uyuşturucuya kadar tüm kirli işlerin başında bulunan ve her dönem “milletvekili”, “senatör” sıfatıyla sömürgeciliğin merkezinde yer alan Mehmet Celal Bucak hedef olarak belirlenmişti. Dönemin temel taktiği Ajanlaşmış Yapı Kurum ve Kişilere Karşı Mücadele olarak belirlenmişti. Bu kurumu en gözükara biçimde temsilini yapan da belirtilen şahıs ve çetesiydi.
30 Temmuz günü Mehmet Celal Bucak’ın kayın babasına ait Kırbaşı Köyüne iftara davetli olduğu bilgisinin alınması üzerine hazırlıklar yapılmıştı. Şehit Mehmet Karasungur, Salih Kandal, Cuma Tak yoldaşların da içinde yer aldıkları bir grup arkadaş köye baskına giderler. Köye girilir ve eşkıya başına teslim olma çağrısı yapılır. Amaç haini sağ yakalayıp halk mahkemesinde yargılamaktır. Başkalarının zarar görmemesi için azami dikkat gösterilmektedir. Hain ve çetesi silahla karşılık verirler ve çatışma başlar. Buna karşın arkadaşlar konuk evindekilerin zarar görmesini istemedikleri için içeri girip haini cezalandırmayı esas alırlar. Sahil Kandal yoldaş kapı ile pencere arasına girer. İçeriyi görebilecek bir pozisyondadır. İçeridekiler lambaları söndürürler. Hain kendi oğlunu siper ederek kendisini kurtarmaya çalışır. Mehmet Karasungur yoldaşın elinde G-1 piyade tüfeği tutukluk yapar. Bu arada Salih Kandal yoldaş bacağından, şah damarından yaralanır. Eşkıyalardan bazıları ölmüş, eşkıya başı hain ise yaralanmıştır. Köyün toptan zarar görmemesi için arkadaşlar geri çekilirler. Salih Kandal yoldaş kan kaybından şehit düşer.
Aynı gün Kürdistan’ın dört bir yanında, en çok da hainin merkezi olan Siverek’te bildiriler, PKK Kuruluş Bildirgesi dağıtılır. Yine işkenceci polislere ve ajanlara karşı çeşitli eylemlilikler geliştirilerek PKK’nin kuruluşu ve program özeti resmen ilan edilir.
Kısaca da olsa Salih Kandal yoldaştan söz etmek gerekir. Hilvanlı olan Sahil yoldaş, yoksul bir ailenin çocuğudur. İlk ve orta öğrenimini zorlukla görür. Sınavda başarı göstererek Yatılı İlköğretmen Okulunda okuma olanağı edinir. Sivas Devlet Yatılı İlköğretmen Okulu’nu bitirerek öğretmen olur. Bu süreç içinde Kürdistan Özgürlük Hareketiyle tanışır ve katılır. Asimilasyonist eğitim kurumlarında öğretmenlik yapmak yerine, halkının öğretmeni ve militanı olmayı yeğler. Bir kez Urfa’da gözaltına alınır. Bir hafta süren işkenceli sorguda direndiğinden serbest bırakılmak zorunda kalınır. Ondan sonra da sağ yakalanmamayı esas alır. Hilvan’da Süleymanlar adlı işbirlikçi eşkıya çetesine karşı mücadelede en ön safta ve ilk silahlı grupların oluşumunda komutan düzeyinde yer alır. Halil Çavgun ve Cuma Tak yoldaşlarla birlikte Hilvan gençliği ve halkının bilinçlendirilmesinde, örgütlendirilmesinde ve mücadeleye katılmalarında öncü bir rol oynadığını belirtmek gerek. Mütevazılığı, fedakârlığı, bilinci, örgütçülüğü ve cesaretiyle örnek alınacak militan bir yoldaşımızdı.
PKK manifestosu ve Kuruluş Bildirgesi’nde iki tarihi mirastan bahsedilir. Birincisi halkımızın sömürgeciliğe, işgale, baskı ve zulme karşı direniş mirasıdır ki, PKK’nin dayandığı, esas aldığı bu direniş mirasıdır. İkincisi ise halkımızın başına bela olmuş, varlığını ve çıkarlarını sömürgeciliğin varlığına ve çıkarlarına bağlamış işbirlikçi ihanet mirasıdır ki, PKK’nin reddettiği, karşısında mücadeleyi dirilişin temel taktiği olarak belirlediği lanetli bir mirastır bu. İlk kurşunun sömürgecilikten önce bu işbirlikçi ihanete sıkılmasının derin tarihsel ve güncel nedenleri doğru çözümlenmelidir.
14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişinin yıldönümü Ulusal Onur günü olarak değerlendirilmektedir. 30 Temmuz ise işbirlikçi ihanetin her türlüsüne karşı ulusal mücadelenin ilan edildiği gün olarak Ateşle Sınanmış Tarihte yaşamsal önemde bir sayfanın açılışı demek oluyor. Tarihsel olduğu kadar güncel olarak da öneminden hiçbir şey yitirmeyen bir başlangıcı ifade etmektedir.
Devrimci Halk Savaşının sıcaklığıyla Temmuz ayının sıcaklığının bütünleştiği, halkımızın kazanımlarını koruma ve özgürlüğünü sağlamanın ÖNDER APO’nun özgürlüğüyle özdeşleştiği mücadelemizin kader tayin edici bu önemli dönemecinde, işbirlikçi ihanete karşı mücadele güncelliğinden hiçbir şey yitirmeden gündemimizdeki yerini korumaktadır. İdeolojik, siyasi, kültürel, ekonomik, psikolojik vb. yaşamın her alanında ve anında bu mücadelede kazanılacak başarı, Demokratik Özerk/özgür Kürdistan’ın inşasında kazanılacak başarı olacaktır.
Halil Çavgun, Salih Kandal, Mehmet Karasungur, Cuma Tak yoldaşların şahsında tüm özgürlük ve demokrasi şehitlerini saygıyla anıyor, direnişleri önünde saygıyla eğiliyoruz.

29 yıl sonra Hêzil’in 8 Can’ı

Hêzil suyunda şehit düşen arkadaşlar, 12 Eylül faşist-askeri rejimine karşı Kürt halkının özgürlüğü için savaşmak üzere Kürdistan’a dönmekte olan gerilla gruplarından bir tanesiydi.

Önderlik Gerçekliğinde Doğuş

Önderlik gerçeği ile PKK gerçeği yüzde yüz aynı değildir, ama ayrı da değildir. Önderlik zayıflıklar ve düşüşlerden kendisini arındırmıştır.

Komplonun Ayrıntıları

Refakatçiler “Zorla gidiş”e karşı çıkmışlardı. O gün ev polis doldu. Resmi plakalı 5 araba, 3 tane Landrover tipi Jip gelmişti. Önderlik hazırlanmış, bekliyordu. Büyükelçinin evinin önünde tartışmalar çok yoğundu. Bir ara artık gidilmesi, uçağın hazır olduğu, fazla beklemeye gerek olmadığı söylendi. Kenya polisinin getirdiği resmi arabaların içeri girmemesi dikkat çekiyordu...

2014 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[pkkiletisim@gmail.com]